Ayşe Bilir (1960 - Bergama)
Anlık Tutanaklar
Metin: Zafer Gençaydın
32 Sayfa
30 cm x 24 cm
Çağının huzursuz tanıkları olan sanatçılar, "kaybolan cenneti" yeniden yaratma kaygısıyla, kendi kalabalığıyla baş başa kalmayı seçerek, gerekirse toplum dışı kalmayı göze alıp, tepkilerini gösterebilirler. Onlar sürekli bir değişimin peşinde ve 'geleceğe sıçrama' arzusu ile çağın tüm olanaklarını amaçları doğrultusunda değerlendirme yolunu seçerler: "Resmi oluşturmada önemli bir gereç olarak gazetenin kullanılması, onun popüler kültürün bir nesnesi olduğu için değildir. Kitle iletişim araçlarının ekranlar aracılığı ile gerçekliği yalnızca seyredilebilen bir gerçekliğe dönüştürerek, her şeyin haberleştirilmesine, eğlence haline getirilmesine ve toplumu koşullayan yanı ile gerçek iletişimden uzaklaştırıp yapaylaştırmasının yarattığı iç iletişimsizliğe bir tepki aracı olarak seçilmesindendir. Aynı zamanda bugünün hızla akıp giden gerçekliğine karşın kişisel geçmişte yeri olması açısından içselleştirilen bir nesne olarak da ele alınmıştır gazete". 1910'larda, "sanatın insansızlaştırıldığı" bir dönemde, modern çağın günlük yaşamına girmiş olan gazete, "sanat için soylu-soysuz gereç yoktur" anlayışıyla Picasso ve Braque gibi sanatçılar tarafından salt grafiksel öğe olarak kolajlarında kullanılmıştı. Ama Ayşe Bilir'in resimlerindeki gazete parçaları biçimsel bir öğe değil, sanatçının çocukluğuna uzanan yaşanmışlıkların adeta belgeleri olarak derin bir anlam ve içerik kazanmaktadır. Önemli bir haber kaynağı, aydınlanma aracı olarak çocuk bilincine yerleşmiş olan gazete, şimdi plastik bir ögeye ve sanatsal bir anlatıma dönüşmektedir. Onun resimlerindeki gazete parçaları artık 'beylik' (formel) bir kolaj gereci değil, tüketim toplumunun geçici güncelliği bağlamında çağı doğrudan yansıtan bir anlatım aracına dönüşmüştür. Sanatçının, küçük parçaları duvar tuğlası gibi istiflendirerek oluşturduğu resimleri estetik bir düzen içinde bir bütünlüğe ulaşıyor. Hem bütün parçayla hem de parça bütünle uyum içerisinde. Her parça bütüne yabancılaşmadan da başlı başına, bağımsız olarak kendisini kabul ettirebilmektedir. Gerek resmin bütünü, gerekse her bir parça, lirik bir çizgi örüntüsüyle birlikte, boya ve fırça izlenimine dayalı geleneksel "pentür" zevkini yansıtmasına karşın, genç bir sanat anlayışını duyumsatarak "eski sazla yeni türkü çalınmaz mı?" özdeyişini kanıtlar niteliktedir. Plastik öğelerin toplamı sayılan sağlam bir kompozisyon ve yapıtta somutlaşan ince bir duyarlık, sanatçının resimlerinde önemli bir özellik olarak göze çarpmaktadır. Küçük parçaların oluşturduğu lekelerin, tazeliğini yitirmeden resmin bütününde sağlam bir yapıya ulaşarak ana motifi yaratması ve doku diriliğini koruyabilmesi yoğun bir resimsel deneyimin açık göstergesidir.
(Zafer Gençaydın, "Anlık Tutanaklar Sergisi Üzerine Notlar")