Süreyya Atalay, 1987 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde Lisans eğitimini tamamladı. Mezuniyetinin ardından aynı okulda Restorasyon alanında yüksek lisans eğitimine başladı. Mimarlık eğitimi aldığı yıllarda Ankara Resim Heykel Müzesi'nde resim dersleri aldı. 1989-2004 yılları arasında Şevki Vanlı Mimarlık'ta çalıştı. Mimarlık kültürünün yaygınlaşmasını amaçlayan Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı'nın kültürel organizasyonlarında görev aldı. 1996-1998 yılları arasında TMMOB Mimarlık Dergisi'nin yayın komitesi üyeliğinde bulundu. 1998-2004 yılları arasında Bilkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi'nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak "Temel Tasarım", "Mimarlık Tarihi" derslerini verdi. 2005-2006 yılları arasında MESA'da proje mimarı olarak çalıştı. 2006 yılında, kurucusu Ali Osman Öztürk olan A Tasarım Mimarlık Şirketine katıldı. Mimarlar Derneği 1927 üyesi olan Atalay, A Tasarım'da, mimari proje, kentsel tasarım, araştırma, sergi düzenleme ve yayın konularında çalışmalarına devam etmektedir. Onbir yıldan bu yana Ankara'da etkinlik düzenleyen Atlas Sanat Galerisi bu sezon sergilerinin ilkini Süreyya Atalay'ın "Boşluk" sergisiyle başlatıyor. Mimar kökenli sanatçının,"boşluk" kavramının sınırlılık ve sonsuzluk hissi yaratacak deneyimlerinin sonuçları kâğıt üzerine kurşun kalem çizimlerde izlenmektedir. Çizginin, kalınlığı, inceliği, dikey-yatay, diyagonal duruş şekillerinin istiflenmesi sonucu oluşan boşluk sorgulamaları, yaşadığımız hayatın ve evrenin karmaşıklığını ve sadeliğini dile getirmektedir. Boşluk, bir şey tarafından doldurulmamış uzantıdır. Mistisizm ve dinde, zihnin bütün belirli nesne ve imgelerden arındığı "saf bilinç" durumu; arınmış zihnin yansıttığı ya da belirginleştirdiği ayrımlılaşmamış gerçeklik nitelenmesidir. Boşluk kavramı, gerek öznel, gerek nesnel içeriğiyle tartışılan bir kavram olmuştur. Özellikle Uzak Doğu öğretilerinde zihni arındırma ve tek birliğe ulaşma isteğinde Taoculukta ve Budizmde yer almıştır. Batı dünyasında 19.yy'da Kierkegaard, Schopenhauer'in iyimser ve gelişmeci akımları eleştiren görüşlerinin kaynağında Uzak-Doğu, Hint mistik geleneğinin önemli yeri vardır. Boşluk kavramı, 20 yy'da Batı felsefesinde "hiçlik" ve "anlamsız" kavramlarıyla bağlantılı olarak tartışmaya açılır. Heidegger, Sartre, Camus bu kavramlarla özellikle ölüm ve yok olma bilinci karşısında kişinin takınabileceği tutum konusuna değinmişlerdir. Sanatçının konuyu yorumladığı çalışmaları, bu düşüncelerin görselleşmiş şekilleri niteliğindedir. Soyut düşüncelerin soyut sanat diliyle ifadelendirilmesi isteğinin sonucu ortaya çıkartılan grafit yapıtlarda, boşluğun sonsuzluğuna, karşıtlıklarına tanıklık etmekteyiz.