Resimlerinde soyut anlatım dilini seçen Mustafa Salim Aktuğ, son resim serisini "Hiçlik Kalana Dek" adı altında sergiliyor. Bir anlamda bu resimlere soyutun soyutu diyebiliriz. Resimler öz ve biçim olarak doğa görünümlerinden resimsel referans almaktan uzak, metafizik düşüncenin görselleşmesinin sonucunu vermektedir. En aza indirgenmiş renk ve titreşimleri andıran tuval yüzeyindeki boyasal işlemler varoluş ve yokoluş arasındaki "hiçlik" arayışının tutunma çabasıdır. Sanatçının amacı resim yüzeyindeki anlatım öğelerini, bu amaç doğrultusunda en aza indirgemeye çalışmaktadır. Asıl olan resmin temsil sorununu hikayecilikten sıyırıp tümüyle onun varoluş gerçekliğini ortaya çıkarmadır. Burada düşün adamlarının yol göstericiliği kadar soyut ressamların da yol göstericiliği sanatçının bu anlayışının gelişmesinde önemli rol oynar. Resmin gösterdiği, temsil ettiği kendidir, renktir. Onun yarattığı görsel derinliktir, espastır kısaca. Hiçlik kavramının sanatta insanın sonunu temsil eden bir düzenleme olarak vurgulandığıyla sıkça karşılaşırız. "Hiçlik" var olmama durumu, var olmaktan çıkmak ya da varoluş öncesi ve sonrası hiçliğe geri dönmek olarak anlatılabilinir. Düşünsel boyutta hiçliği tartışmaya açan düşünürleri gözden geçirmek gerekirse; Antik Yunan düşüncesinde hiçlik kavramı, varlık kavramıyla tam bir karşıtlık içinde düşünülürdü. Parmenides hiçliği, "var olan vardır" ve varolmayan yoktur" şeklinde ifade etmiştir. Ardından Gergias "yokluk"un "var" olduğunu öne sürer. Platon ise "yokluğun belli bir gerçekliğe sahip olduğunu" iddia eder. Parmenides'in düşüncelerine karşı bir eleştiri ortaya koyar. Pascal'da hiçlik, her şeyin, içinden çıktığı ortamdır. "Bütün şeyler hiçlikten çıkar ve sonsuza varır. "Descartes'a göre hiçlik, pozitif öğenin, Tanrı fikrinin karşıtıdır ve insan bu iki öğenin ortası gibidir. Yani üstün varlık ile yokluk arasında bir yere insanı yerleştirir. Hegel'e göre "düşüncenin başlangıç noktası, nesne değil, mantıksal ilke olarak ele alınan varlık" olarak kabul edilir. "Bu varlık salt soyutlamadır, böyle olduğu için mutlak negatifliktir ve bu negatiflik yine dolaysızlığı içinde ele alınacak olursa hiçliktir. Heidegger, hiçlik kavramını "yokluk"tan ayırarak onun "varlık" sorununa sıkıca bağlı olduğunu iddia eder. Nietzsche, önceki kuşaklardan kalma değerleri sistemli biçimde reddeder. Ona göre hiçlik, yüksek ideallerin değerlerini yitirmelerinden kaynaklanan olumsuz düşünsel bir tutum olarak görür. Onu üst bir değer olarak görür. Sartre ise, hiçliği insanın kendisinde arar. İnsan, hiçliği dünyaya getiren varlıktır. "Bir yandan hiçlik yoktur, öte yandan düşüncemizce ortaya konur". Yapılan resim çalışmalarına bu doğrultularda bakmak ve onları konumlandırmak mümkün olmaktadır. Bütün renkleri içerdiği halde renk olmayan beyazın ağırlıklı olarak kullanıldığı resimlerde beyaz, içselliğin varlığa dönüşmüş görünümü içinde saflığı, temizliği ifade eder ve resmin nesnesiz temsilini sunan bir simgeye dönüşür.